Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image
Scroll to top

Top

Sağlık Bakanlığı’nın İletişim Politikaları-3 [Röportaj]

Ecz. Ezgi Edemen

6 Mayıs tarihinde ilk bölümünü, 8 Mayıs tarihinde ise ikinci bölümünü yayınladığımız Osman Güzelgöz röportajının son kısmını siz okuyucularımıza sunuyoruz. Keyifli okumalar.

EE: Gelelim dijital platformlara… Özellikle son iki-üç senedir ülkemizdeki popüleritesi ve kullanılırlığı daha da arttı bu platformların. Sağlık alanı için neden önemlidir bu mecra?

OG: Toplum algısını değiştiren en önemli unsurlardan biri sosyal medya yani internet medyası. Dijital medyayı ve daha sonra geliştirilen, internet medyasını kullanma noktasında da bizim algımız sürekli açıktı. Bunun en önemli nedeni de eğer insanlar birşeyi kullanmaya başlıyorsa, doğru adımlarla bu kullanımı fayda sağlayacak yönde kanalize edebilirsiniz. Biz de bu sebeple, dijital platformları sağlıkla ilgili bilinçlendirmeyi arttırma noktasında kullandık, kullanıyoruz.

EE: İletişim için sosyal medyada kullandığınız mecralar nerelerdir? Özellikle göz önünde bulundurduğunuz noktalar neler? Sosyal medya sizin için neden önemli?

OG: Sosyal medyada da diğer mecralarda olduğu gibi sağlığın iletişimi, bakanlığın iletişimi ve Bakan Bey’in iletişimini yapıyoruz. Sosyal medya özellikle belli kesimler arasında oldukça etkin bir iletişim mecrası. Bakanlığın iki tane twitter hesabı var. Birisi Sağlık Bakanlığı adına açılan Twitter hesabı. Oradan daha çok aşılanma, beslenme, sigara gibi konulara dair bilgilendirme yapıyoruz. Bir de Bakan Bey’in kendi hesabı var. Bakan Bey daha çok siyasi kimliğiyle, bakan kimliğiyle, insan kimliğiyle paylaşmak istediklerini paylaşıyor. O biraz daha kişisel bir hesap ve kişisel kalmasını da istiyoruz.

Twitter haricinde, Facebook, Youtube hesaplarımız da var. Şu anda çağdaş, sosyal medya mecrası olarak nitelenen hemen hemen her mecrada varız. Sağlık Bakanlığı olarak sosyal medyayı kullanmaya başlamamız ve intibakımız oldukça hızlı, daha da geliştirilebilir.

Avantajları bir yana, sosyal medyanın riskleri de var kendi içerisinde. Kontrol edilebilirliği çok zor olduğu için negatif algılara dönüşebiliyor. Burada oldukça hassas bir süreç yönetiliyor arkadaşlarımız tarafından. Biz sosyal medya algısı ve sosyal medya yönetimiyle ilgili de hem dışarıdan ajanslarla, bu konunun uzmanlarıyla görüşüyoruz hem de kendi içimizde bu işi nasıl daha iyi yapabileceğimizin çalışmalarını yapıyoruz. İnsan için, Sağlık Bakanlığı’nın muhatabı olan 75 milyon vatandaşımız için en düzgün, en olumlu şekilde nasıl kullanabileceğimizi düşünüyoruz.

Bir de durağanlığı biz hiç yaşamadık, sevmedik. Tüm ekibin bu refleksi var. Herhangi bir konuyla ilgili aldığımız bir aksiyonun yanlış olduğunu gördüğümüz zaman değiştiriyoruz. Bizim yaptığımız illa ki doğrudur, tek doğru bizim yaptıklarımızdır şeklinde bir tutuculuğumuz yok. Sosyal medyaya da bu şekilde bakıyoruz. Günlük, anlık şeyler paylaşılıyor sosyal medyada ve o an itibariyle Bakanlık adına, kurumumuz adına en olumlu ne yapmamız gerekiyorsa onu yapıyoruz.

EE: Peki bu sosyal mecraların yönetimi için destek aldığınız, beraber çalıştığınız ajanslar var mı?

OG: Bakanlığın bu zamana kadar çalıştığı, destek aldığı ajanslar olduğunu biliyorum. Devamında da başka ajanslardan ve başka kurumlardan hizmet alınması düşünülüyor. Dediğim gibi bunu kendi içinizde, kendi bürokratik yapınızla çok fazla yapamazsınız. Bu işin profesyonellerinden destek almanız aklın gereğidir.

EE: Malum Türkiye’de dijital ve sosyal medya dinamizmi çok fazla. Ülkemizdeki genç nüfusun oldukça fazla olması, dünyanın bir ucunda ki gelişmenin burada da hızlıca yayılmasını ve kullanılmasını sağlıyor. Vatandaş bu teknolojik gelişmeleri kendi hayatına rahatlıkla katabiliyor. Hastaneler, ilaç firmaları sağlık hizmetleri için dijital platformları kullanabiliyor. Peki Sağlık Bakanlığının tüm bu gelişmelere bakış açısı, dijitale karşı tutumu nedir? Sizce tedavide kullanılabilir mi?

Benim görebildiğim kadarıyla Bakanlık bütün teknolojik gelişmelere ve yeniliklere her zaman açık. Orada farklı bir şey düşünülmesi zaten söz konusu olmaz. Ama burada teknolojik gelişme adı altında Türkiye’nin bir cihaz çöplüğüne dönmemesine dikkat edilmeli. Bir hastanenin yeni teknolojik bir cihazı alıp, bir sene kullandıktan sonra başka bir cihaz alması gibi bir durumun olmaması lazım. Çünkü bu da bir sektör ve bu sektör de kazanmak istiyor.

Örneğin, ilaç konusunda son on yılda, dünyanın ilacı en hesaplı alan ülkesi bizim ülkemiz. Fiyat belirlemek için Avrupa’nın ilacı en ucuz olan beş ülkesi referans olarak alınıyor. Bu durumun, sektörü zaman zaman sıkıntıya sokan tarafları da var ama halk sağlığı bundan çok istifade etti. Kamunun ilaca ödediği para ilaç tüketimindeki artış kadar artmadı.

İlacın tüketimi arttı; çünkü ilaca erişim kolaylaştı. Eskiden ilaca erişilemiyordu ve cebinizden almak zorundaydınız. Şimdi belki bir miktar katkı payı vererek istediğiniz yerden alabiliyorsunuz.

Kısacası, teknolojik ve dijital gelişmeleri düşünecek olursak; verilen sağlık hizmetinin kalitesine etki edecek bir yeniliğe direnmek mümkün değil, kimsenin böyle bir niyeti, çabası da olmadı, olmaz da. Önemli olan burada kamuyu da vatandaşı da korumak.

EE: Yurtdışındaki gelişmelere bakacak olursak, telefonlardaki uygulamalarla tansiyonumuzu ölçebiliyoruz, şeker kontrolünüzü yapabiliyoruz. Bizdeki sağlık sisteminde doktor Amerika’daki gibi ulaşılmaz değil ancak günümüz insanının doktora gidecek dahi zamanı yok. Sizce bu tip teknolojik gelişmeler, Türk halkının tedavi alışkanlığını değiştirir mi?

OG: Bana göre, insanlar bu uygulamaları teknolojiye olan tutkularından kullanmak istiyorlar. Türkiye’de doktora birebir gitmek ve muhatap olmak daha tercih edilir. Yani uzun süre Türk insanı hastaneye gitmeden, sadece belli cihazlarla belli tedaviler uygulayarak kendi kendini tatmin etmek istemez.

Teknoloji tutkusundan dolayı çok uzak durmaz evet; ama doktora gitmekten de kolay kolay vazgeçmez. Bu teknolojiye sırt dönüleceği anlamına gelmiyor. Kamu ve devlet elbette teknolojiden istifade edecek, insanına en iyi hizmeti verebilmenin yolunu arayacak, bu alanda ki yatırımlarını da yapacak ancak sürdürülebilirliğin sağlanması için bazı hassasiyetlerin de olması lazım. İnsan olarak bizlerin de bunu suistimal etmemesi gerek.

EE: Yeni jenerasyon bu tip yeni teknolojileri kullanmakta çok daha atik olabiliyor. Doktorların bu alanlardaki davranış değişikliklerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

OG: Şu anda bütün hekimlerimiz bilgisayar kullanıyor. Aile hekimleri zaten online sistemi kendi çalışmaları arasında kullanıyorlar. Bu tür uygulamalar için çeşitli yazılımlar, programlar yapılıyor. Bunun haricinde, hekimler iletişimin tüm mecralarında da çok başarılılar. Twitter, Facebook, Instagram gibi pek çok sosyal medya mecrasında sağlık profesyonelleri var. Bu da sevindirici bir şey; çünkü hem dünyadaki bütün gelişmeleri anında öğrenebiliyorsunuz hem de katılımcılığı arttırıyor. Bu vesileyle yeni bilgiye ulaşıyorsunuz, kongrelerden seminerlerden haberdar oluyorsunuz.

Hastaya ulaşma noktasında da oldukça faydalı bu gelişmeler. Örneğin; Van‘da tedavi gören bir hastanın görüntüsü dijital sistem üzerinden Ankara’ya gönderiliyor, Ankara’daki doktor izleyebiliyor, tanısını koyup tedavi şeklini dijital ortam üzerinden hasta ile paylaşabiliyor, böylelikle hastanın da gelmesine gerek kalmıyor. Bu da gösteriyor ki biz hiçbir şekilde yeniliklere kapalı değiliz, yeniliklere en hızlı şekilde uygulayan bir kurumuz.

EE: Hastaların sosyal platformlardaki varlığı hakkında görüşleriniz nelerdir?

OG: Bu tür dijital platformlarda, yazılanların tesirinde kalınarak tedavinin, ilacın değiştirilme riski oldukça fazla.

Sosyal medyada paylaşılan bir hastalık, bir vakanın paylaşılmasını, bu paylaşımın da diğer insanlar üzerinde olumlu etki bırakması, onların dikkatini çekmesi noktasında çok önemli. İnsanların birbirinden haberdar olma yöntemi de bu oldu. Şimdi bilgisayar bulmanıza da gerek yok, telefonunuz üzerinden ihtiyaçlarınızın tümünü görebiliyorsunuz. Bu vatandaş açısından da çok faydalı. Özellikle bloglar, gruplar, buradaki paylaşımlar işin olumlu tarafı.

Bir de işin olumsuz tarafı var. Bizim insanımız tavsiyeye kulak veren bir yapıya sahip. Site üzerinden okumuş olduğu bir yazı, onu tesiri altına alabiliyor. Bu yazılar genellikle bitkisel ve alternatif tıp yazıları oluyor ve bu etkileşim, bu yazılar üzerinden reklam yapmak isteyen kötü niyetli insanların işine yarıyor. Mesela bir ilaç öneriliyor ama bu ilacın etkileri doğru mudur, herhangi bir bilimsel testten geçmiş midir, bakılmaksızın vatandaş tarafından kullanılıyor. Çoğu zaman olumlu bir etkisi olmamakla beraber, sağlığını ciddi bir şekilde tehdit edildiği vakalarla da karşılaşılabiliyor. Sağlık Bakanlığı olarak bununla da mücadele ediyoruz; ama bu o kadar da kolay değil. Biz onlarcasını kapatıyorsak, onlar onlarcasını açıyorlar, interneti de gayet iyi kullanıyorlar bu anlamda. Çok ciddi internet sitelerinde dahi bu ilaçlarının reklamının yapılması, toplum sağlığı için gerçekten büyük tehdit.

EE: Bu konuda iş birliğinde olabileceğiniz ilaç firmaları olur mu?

OG: İlaç firmalarıyla bu anlamda çok yakın ilişkide olmayı tercih etmeyiz; çünkü bir taraftan bazı firmaların alanlarını kapatırken, başka ilaç firmalarının ürünlerine yer açıyormuşuz gibi gözükmek istemeyiz. Bu ortamdaki güvenilirliği, krediyi zedeler. Ama irtibat, diyalog, istişareye açığız, görüşüyoruz da zaten. Tarım Bakanlığı ile ciddi iletişim halindeyiz. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile de beraber çalışıyoruz.

Submit a Comment